Çalışma Bakanlığı verilerini inceleyen araştırmacılar için iş kazalarının yüksekliğini değil, "kaybedilen iş günü" ve bunun "maliyetini" araştırdıkları ve habercilerin bunu spota taşıdıkları görülüyor.
Nazır Kapusuz'un "Türkiye'de İş Kazaları ve Üç Ayrı Raporun Bize Söyledikleri" adlı yazısını iki bölüm olarak yayınlıyoruz. Yazının ilk bölümü için tıklayınız.
TÜİK araştırmasının en çarpıcı yanının, çalışanların meslek hastalıklarına yakalanma oranının yüzde 3,7 gibi göre oldukça yükse bir oran çıkması. Çarpıcı yanı oranın kendisinden öte gerek Çalışma Bakanlığının verilerinde gerek MESS verilerinde bu oranların oldukça düşük yayınlanması.
Çalışma Bakanlığı verilerine göre 2006'da 7,8 milyon işçi arasında meslek hastalığına yakalanların sayısı sadece 564. Yani yüz binde yedi gibi varsayılması bile önemsiz bir oran. Elbette iş kazası yaşayanların mesleki hastalıklara yakalananlara göre 419 kat fazla olması hiç de gerçekçi değil. Yani istatistikten sıkılanlar için her iş kazası yaşayan 419 işçiye sadece bir tane meslek hastalığı yaşayan işçi düşüyor.
MESS verileri de bu anlamda Çalışma Bakanlığı verilerini ilginç bir şekilde destekliyor. 107 bin işçi içerisine sadece 15 işçi meslek hastalığına yakalandı. Halbuki aynı işvelerinde sadece 6 bin 370 işçinin iş kazası yaşadığını belirtmiştik. Yani 424 iş kazası yaşayan işçi başına sadece bir meslek hastalığı yaşayan işçi düşüyor.
Ki 2006'nın temmuz ve ağustos aylarında sırf Ford Otomotiv Fabrikasından 60 işçinin, eklem ağrılarına bağlı olarak performans düşüklüğü nedeniyle işten çıkartılması hazırladığımız Hak İhlalleri Raporlarında yer almışken kimsenin hastalanmadığı bu işyeri ortamlarında bu kadar iş kazası yaşanması elbette hiç inandırıcı ve gerçekçi değil.
TÜİK verilerini yine yorumlarsak Türkiye’de 862 bin işçi meslek hastalığına yakalandığını kendi beyan etti. Bu meslek hastalığı beyanlarını en az bir gün iş göremezlik olarak yorumlarsak bile bu rakam 410 bin işçiye ulaşıyor.
Bu üç veri arasındaki uçurum Türkiye’de Meslek Hastalıklarını tespit etmenin ve doğru düzgün bir yasal tanımlaması olmadığının net bir resmi.
İş kazalarında ölen işçi sayısı konusunda TÜİK araştırması herhangi bir veri vermiyor. Ancak eldeki Çalışma Bakanlığı verilerine göre 2006'da bin 601 işçi hayatını kaybetti. Bunun bin 592’si iş kazaları sonucu dokuzu meslek hastalıkları sonucu hayatını kaybetti.
MESS verilerinde ise bu sayı altı. Çalışma Bakanlığı verilerinde ölüm oranının onbinde iki olduğu varsayımıyla TÜİK’in istihdam sayısına bu rakamı yuvarlarsak beş bine yakın gibi bir yüksek sayıya ulaşırız. Her ne kadar insan hayatını "yuvarlayarak" yazmanın vicdani bir rahatsızlığı olsa da Türkiye’deki hemen her araştırmada referans olarak verilen bu sayıların çok üzerinde işçinin hayatını kaybettiğinin vurgulanması gerek.
Daha önce de belirtildiği gibi, TÜİK verilerini Çalışma Bakanlığı verileri ile karşılaştırmak bile oldukça iyimser bir bakış açısı. İstihdamın sadece sigortalı kapsamında olan yüzde 34’lük kesimin verilerinin, sigortasız ve kayıt dışı çalıştırılan milyonlarca emekçinin yaşamlarında daha kötü sonuçlar içerdiğini görmek için kahin olmak gerekmiyor.
Ne yazık ki, bu verilere ulaşmak için yapılan küçük bir araştırmada, Çalışma Bakanlığı verilerini inceleyen araştırmacıların iş kazalarının yüksekliği ve işçi kayıplarından çok "kaybedilen iş günü" ve bunun "maliyetini" araştırmalarının ve haberlerinin spotuna taşıdıkları görülüyor.
MESS ise o "ihracatın şampiyonları" diye tanıttığı üyelerine ait işyerlerinde yapılan anketten yüksek iş kazası oranını ön plana çıkartmadı. MESS, sayfalarca rapor sonucundan, iş kazalarının yoğunlaştığı günleri ayrıştırarak, pazartesi günlerinin iş kazaları yaşanma oranının diğer çalışma günlerine göre daha fazla olmasını basına servis etti.
Böylelikle iş kazalarının nedenini işçilerinin tatil sonrası dikkatsizliğine bağlayarak sorumluluğu yine üstlerinden attılar. (NK/GG)
* Nazır Kapusuz'un "Türkiye'de İş Kazaları ve Üç Ayrı Raporun Bize Söyledikleri" adlı yazısını iki bölüm olarak yayınlıyoruz. Yazının ilk bölümü için tıklayınız.

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.
BİZE ULAŞIN