Seçmenin Akıldışılığı, CHPnin Akılcılığı

Kendisine her nedense sosyal demokrat demeyi tercih eden CHPlilerin kaçırdığı birçok gerçek var. Ama korku imparatorluğunun kalın perdeleri sarayın bahçesinde isyan eden halkın yaktığı meşaleleri görmelerine engel oluyor.

İstanbul - BİA Haber Merkezi
30 Temmuz 2007, Pazartesi
Kendisine oy vermeyenleri irrasyonel olarak yaftalayan parti ileri gelenlerinin olduğu bir CHP’yi tartışmaya gerek bile yok belki de. Ama yine de alemlere ibret olsun diye hatırlamakta yarar var.

Geçenlerde CHP’li eski diplomat Onur Öymen’in, AKP’nin aldığı yüzde 47’ye yakın oyu halkın akılcı davranmamasına bağlaması üzerine, CHP’nin bir psişik – ekonomik – politik yönlerini bir daha tartışmak gerek sanırım.

CHP’ye kerhen verilen oylar

Öncelikle şunu belirterek başlayalım: CHP’nin aldığı oyların bir bölümü farzımuhal Baskın Oran ya da Ufuk Uras’a gidecekken son anda verilmiş oylardı -Ayşe Arman’ın geçen hafta sandık başında kararını nasıl değiştirdiğini köşesinde okuduk-.  Sadece bağımsızlara giden oylar değil elbette, kendisini Kemalist ve/veya milliyetçi- yurtsever eksen üzerinde tanımlayan kimi partilere oy verecekken kerhen verilmiş oylar ile Zeki Sezer’in öne sürdüğü gibi DSP’nin “yükselen” oyları da CHP’nin 20,84’lük oy oranı içinde yer alıyor.

CHP uzun bir süredir ekseriyetin gerçeklerinden kopuk, ekalliyetin taleplerini tümüyle ihmal eden, sosyal demokrat ilkelerinden taviz üstüne taviz vermiş, bünyesine kattığı sağcı politikacılar ile aynı çizgiye gerilemiş, cumhuriyeti tehlike içerisinde gören ve sürekli bir savunma psikolojisi içerisinde soldan ve demokrasiden statüko uğruna vazgeçen bir parti profili çiziyor. DSP’nin içinden ayrılması ile oy oranının yeniden hesaplanması, pür CHP’nin seçmenin ne kadarını tatmin eden bir politika ürettiği konusunda hepimize daha geniş bir perspektif verecek tabii. Ancak şu rasyonellik meselesine biraz daha yakından bakmayı sürdürelim.

CHP: Korku imparatorluğu

Kendisine her nedense sosyal demokrat demeyi tercih eden CHP’lilerin kaçırdığı birçok gerçek var. Ama korku imparatorluğunun kalın perdeleri sarayın bahçesinde isyan eden halkın yaktığı meşaleleri görmelerine engel oluyor. Kabul salonunda oturan CHP yönetimi  “dışarıdakiler” ile değil; sarayın mabeyincisi, hizmetkarları, ikbal kapısına yakın duranlar ile uğraştığından hayatın gerçekleri ile iştigal edemiyor, halüsinasyonlarındaki canavarlar ile savaşıyor. Sonra da kalkıp seçmen rasyonalitesi üzerine kalkıp söz söyleme, kendi ülkesinin halkını tahkir ve tezyif etme hakkını kendisinde buluyor.

Bir takım siyasal elitlerin, saldıkları korkunun ürküttüğü zenginlerin, bir kısım askeri bürokratların, karnı tokların, ununu eleyip eleğini asanların, tuzu kuruların, plajların oylarına bel bağlayan parti önde gelenleri, hayal dünyalarının aslında dar bir çemberden ibaret olduğunu gördüler. Kendine sol diyen bir partinin temsil etmeleri gereken kitleden giderek uzaklaştılar.

Militarizmin halkla ilişkiler şirketi olmak

Kurucu parti sendromu giderek psikolojik olarak tedavi edilmesi gereken akut bir hastalığa dönüştü. Zira sürekli memleket bölünecek korkusuyla yaşanmaz, ilânihaye irtica tehdidi varmış gibi davranılmaz. Artık neredeyse tamamı sembolikleşen altı okun temsil ettiği ilkeler ile memleketi yarına hazırlamak yerine, düne zincirlemek oy kazandırmaz. Sürgit “muhafaza” psikolojisi bir siyasi parti için en tehlikeli şeylerden biridir çünkü. Parti salt kurulu düzenin devamını savunmak için kendisini var edip yeni bir şey söylemezse, TCK 301’e yegane değer olarak sarılırsa, 12 Eylül takımı tarafından hazırlanan ve tamamıyla militer bir belge olan 82 metnini mütemadiyen “Anayasamız” diye avazı çıktığı kadar savunup, e-muhtıralara methiyeler düzerse sol parti değil, ancak militarizmin halka ilişkiler şirketi olur.

Gerçek sola ihtiyaç var

Yeni fikir üretemeyen partiler yok olur giderler, siyasi tarih böyle örnekler ile dolu. Kentin, fabrikaların, gecekondunun, AKP iktidarı tarafından dört buçuk yıl boyunca uygulanan neoliberal politikaların, dayatılan IMF hükümlerinin, iğdiş edilmiş “sosyal güvenlik”, giderek özelleştirilen sağlık sisteminin, asgari ücretin, açlık sınırında yaşayan insanların, imzalanmayan Kyoto protokolü üzerine söyleyecek tek lafı bulunmayan bir sosyal demokrat partinin varlığının da kimseye bir hayrı olmaz zaten. Hala o çizgide politika yapan bazıları seçmen tercihlerini “akıl dışı” diye yerebiliyorsa, partisinin adındaki halk sözcüğü AKP’ce temsil edilen iradeye dönüşüverir, tıpkı 22 Temmuz’da olduğu gibi. Gerçek solu ise AKP ve CHP’nin güç birliği ile yürürlükte tutulan adaletsiz seçim barajı nedeniyle meclise bağımsız giren vekiller temsil edecek.

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN