Popülizm,Postmodernizm ve Solun Parametreleri

Yalnız kalma korkusundan, tepkilerden çekinip takiye yapmak, ortayı bulmaya çalışmak, milliyetçi-ulusalcı-şövenist kesime düşünsel taviz vermek popülizmdir. Bu yolun sonu Türk neo-Nazileriyle işbirliğidir, suç ortaklığıdır.

Mersin - BİA Haber Merkezi
30 Temmuz 2007, Pazartesi
Bir şair arkadaşım öğretmenlikten emekli olunca, ilkokul çocuklarına özel veda dergisi yayınlamış. Derginin kapağında kocaman Atatürk fotoğrafı var. Ne var bunda, gayet normal ve güzel diyebiliriz. Ama birincisi bu arkadaşım Atatürk’e ve Kemalistlere eleştirel yaklaşıyor. İkincisi de çocuklar Atatürk’ü zaten doğar doğmaz tanıyor. Ülkemizde bu konuda sıkıntı yok. Her ne hikmetse herkes Atatürkçü! Demirel de Atatürkçüydü, Ecevit de. Kenan Evren darbe yapıp 17 yaşındaki çocukları idam ettirir, yüz binlerce insanı işkence hanelerden geçirirken Atatürkçü olduğunu söylüyordu.

Bu ne demiştim arkadaşıma. Niye kapakta çocukların veya örneğin Nazım Hikmet’in değil de senin düşüncelerinle örtüşmeyen, birçok uygulamasını eleştirdiğin Atatürk’ün fotoğrafı var. Üstelik emekli de oldun, neden korkuyorsun. Ülkemizde o kadarcık da özgürlük var! Atatürk’ü eleştiren de var, ulu önder sayan da. Veya (İzmir İktisat kongresi yani Kapitalizm, Mustafa Suphi ve arkadaşları, Nazım Hikmet v.b konularında) eleştirmekle birlikte, Kurtuluş savaşı, cumhuriyetin ilanı ve laiklik konularında kazandırdıklarını öne çıkaranlar var.

Sanırım eleştirdiği halde Mustafa Kemal’i kapak yapan, kendiyle çelişen arkadaşımın derdi sponsordu, yani para. Popülizmin böyle getirileri var, ancak bu getiriler başka bir şeylerimizi de alıp götürüyor tabi.

Kafa karışıklığı - kavram kargaşası

Tartışma sonucu anlıyorum ki arkadaşımın kafası oldukça karışık. Nasıl olmasın ki, sonuçta şair ve yazarlar da dünyada ve ülkemizdeki ‘post-mortem’ politik ortamdan ve ‘çok ağdalı felsefi’ söylemlerden etkileniyor.

Özellikle 1980’lerden sonra Nietzsche yeniden keşfediliyor, Fukuyama’nın tarihin sonu safsatası övülürken, Hardt ve Negri’nin ‘İmparatoru’ çok okunanlar listesinde ilk sırayı alıyor, ABD ve Avrupa’da ‘Entelektüeller’ Budistlerin yaşayan tanrı saydıkları Dalai Lama’nın elini eteğini öpmek için sıraya giriyor. Türkiye’de de azımsanmayacak sayıda eski solcu, bir zamanlar yok saydıkları mezheplerine dönüş yapıyor. Sol örgütlerde edindikleri yönetim ve örgüt tecrübelerini dini cemaatlerin hizmetine sunuyor. Manevi tatmin ile maddi tatmin birlikte kazanılıyor.

Oysa biliyoruz ki Nietzsche’nin kapitalizme yönelttiği tüm eleştiri ve tepkileri kültürel eleştiri alanlarına kaymış, sonuçta kapitalizmin aklanmasına hizmet etmiştir. Hem solcular hem de sağcılar, Nietzsche'nin felsefesinde kendilerini haklı gösterecek görüşler bulabilmişlerdir. O, haksızlıklara karşı çıkan bazı aydınların tepkilerini kapitalist sistem sınırları içinde tutmayı başarmıştır.

Oysa biliyoruz ki, Budizm ruh-madde değerlendirmesinde semavi dinlerden çok farklı değil ve Buda rahipleri ortaçağ karanlığında olduğu gibi aylarca oruç tutup, aylarca yürüyüş yapıp, çalışmadan dilenci gibi yaşıyor.

Oysa biliyoruz ki, bir ülkede görece ilerici sayılan bir mezhep-din, başka bir ülkede baskıcı-gerici olabiliyor. Ve dinlerin (adaletsizliğin kaynağı olan üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetle) kapitalizmle sorunları yoktur.

Filozofun biri ‘Hakikat yoktur, var olanda özneldir, evrensel değerler, gerçekler yoktur’ diyor, bir diğeri ‘Sosyal sınıflar kalmamıştır, kalsa da sınıf çelişkisi yoktur’ diye ‘çok bilimsel’ düşünceler üfürüyor.

CIA’nin maaşlı bir başka ‘düşünürü’ Fukuyama, ‘Tarihin sonu gelmiştir, ideolojiler çökmüştür’ diye yazıyor, Irak işgalini savunuyor. ABD Irak’ta batağa saplanınca Bush muhaliflerinin safına geçiyor. ‘Yok, yanılmışım henüz tarihin sonu değilmiş’ diye savunucularını yarı yolda bırakıyor.

M. Hardt ve A. Negri adlı bir zamanların solcusu iki yazar da sağ gösterip sol vuruyor. ‘İmparator’ adlı çalışmalarında ABD'nin Afganistan ve Irak’a müdahalesinin ilerici olduğunu söylemeleri ‘postmodern solcuları’ şaşırtmıyor. "İmparatorluğun (ABD’nin), modern iktidarın zalim rejimlerini ortadan kaldırdığını ve aynı zamanda özgürlük potansiyelini çoğalttığı"ndan söz eden (S.68) Hardt ve Negri, küreselleşmeyi tarihi bir ilerleme evresi yani olumlu bir gelişme olarak görüp meşrulaştırıyor. J. Derrida'nın Marks'ın Hayaletleri'nde yaptığı, "Marksizmsiz Marksizm" gibi, M. Hardt ve A. Negri de kendilerini "burjuva komünizmi”nin teorisyenleri ilan ediyor.

Postmodern düşünürler sol söylemler kullanıp, Marksizm’i nihilizm, mistisizm ve modernizm ile karıştırıp takiye çorbası pişiriyor, özünde Marksizm’i tümden inkar ediyorlar.

Veba veya kolera – kapitalizm veya kapitalizm

Ülkemizde de ‘Ya şeriat ya ordu’ suni ikilemi-korkusu dayatılmaya çalışılıyor. Son dönemde Kürt hareketinin, Anadolu kökenli sermayenin ve neo-liberalizmin kat ettiği mesafe rejimin tabularını sarsıyor. Bunun sonucu doğan çatışma, ‘Laik-Anti laik’ çatışması olarak yutturuluyor. Sözde ‘Laik cephe’nin önde gelenleri, on yıllardır devlet radyo ve televizyonlarında düzenli dinî (Sünni) yayınlar yapılmasına, yine devlet eliyle düzenli Kur’an kursları ve imam hatipler açılmasına, diyanet işleri bakanlığına, imamların devletten maaş almalarına bir itirazları yok. Olsaydı, ‘Devlet dinden elini çeksin, cunta anayasasındaki dine ilişkin hükümler değişsin.’ diye slogan atmaları gerekirdi.

Kitleler bu dayatmayı yapanların asıl kimliği hakkında bilgi sahibi olamıyor. Dezenformasyon, depolitizasyon egemenlerin en büyük silahı medya eliyle halka şırınga ediliyor.

Anti-kapitalist geçinen ‘ulusalcı yazarlar’, İslamcı sermayeye saldırırken, OYAK patronlarına tavır almaz, hatta OYAK’ın, Sabancı ve KOÇ grubu gibi ABD, AB ve İsrail ile işbirliği içinde olduğunu söylemez ve yazmazlar. Özelleştirmeye karşı çıkıyor görünmek isteyen bu ‘ulusal solcular’, yukarıda adlarını saydığım sözde milli burjuvaların, özelleştirmeden pay aldıklarını, ucuza kapattıkları işletmeleri yabancılara sattıklarını da görmezden gelirler. Yani onlara göre: Bunlar ‘vatansever kapitalistlerdir’, asıl düşman ise ‘içimizdeki Kürt’ler ve bizi boğmak için fırsat kollayan komşularımızdır.’

Dindar geçinen yöneticiler de ‘kâfir’ dedikleri ABD’nin en sadık müttefiki olmakla, sermaye birliği’nden başka bir şey olmayan AB’nin yolunda kararlı adımlarla yürümekle övünürler.

Emperyalizmin, kapitalizmin bir aşaması olduğu bilimsel gerçeğinin üstünü örtenlerin sayısı her geçen gün artar. Kimi ABD emperyalizmi kötüdür deyip, AB emperyalizmini savunur, kimi her iki kamp da kötüdür yüzümüzü doğuya dönelim der, doğuya da kapitalizmin, hatta vahşi kapitalizmin hakim olduğu gerçeğini yok sayarlar. Yüzlerini emek cephesine dönmeyi akıl edemezler. Evrensel değerleri, sermayenin uluslararası hareketliliği sayıp, emek olgusunu unuturlar. Bir zamanlar solcu olup yolunu şaşıran birileri de doğuyu, örneğin Kerkük ve Musul’u, ‘Bir zamanlar bizimdi, ödünç vermiştik artık geri alalım’ diye yağmacılık, işgal, savaş yani halklara kan ve gözyaşı önerir. Solculuğun parametrelerini unutur. Popülizm yapar.

Ee bu kadar ‘filozof – düşünür – bilim insanı’ kafaları bulandırıp, sol söylemlerle kapitalizmi değişmeyecek, alternatifsiz tek sistem olarak yüceltirken, edebiyatta da yazar ve şairler, modernizmle-postmodernizm arasında gidip gelirken yollarını şaşırırlar tabi. Birbirlerine -dünya görüşü, sanat anlayışı v.b. konularda- uzak olmayan dergiler ve dernekler arasında kısır tartışmalar, kavgalar, bölünmeler yaşanır. Umudunu yitirenler de yol kaldı mı, aramalı mı diye sorar. E. Galleano, ‘Ey yolcu, yol yoktur, yollar yürüyerek yapılır’ diye seslenir ama sesi bir Fukuyama veya Hardt ve Negri kadar duyulmaz.

Popülizm

Bana göre popülizm burada ortaya çıkar. Gerçek aydın, duyarlı sanatçı, insanları aydınlatma çabasında yalnız kalmayı, dışlanmayı, tehlikeyi de göze almalıdır. Varsın ‘büyük’ sanat-edebiyat dergilerinin, gazetelerin kapıları yüzümüze kapansın. Kendisine solcuyum deyip milliyetçilerle ve milliyetçiliğin peçeli hali diye tanımladığım ulusalcılarla aynı dili kullanan, aynı eylemlerde yer alan insanlara gerçeği göstermek gerekir. Tersi davranış: Yalnız kalma korkusundan, tepkilerden çekinip takiye yapmak, ortayı bulmaya çalışmak, milliyetçi-ulusalcı-şövenist kesime düşünsel taviz vermek popülizmdir. Bu yolun sonu Türk neo-Nazileriyle işbirliğidir, suç ortaklığıdır.

İnanmadığın görüşleri savunmak yerine, kimi zaman susmak daha onurludur. En azından yalan söylemenin, yanlış yapmanın vicdan azabını taşımazsın. En fazla korkak damgası yersin. Bunun da ceza-i müeyyidesi yoktur!

Popülizm, (çok bilinen, sözlük ve ansiklopedilerde belirtilen anlamının yanı sıra) insanın düşündüğü-inandığı değerleri değil de, gücün, otoritenin, çoğunluğun görüşlerini korku ve-veya maddi çıkar kaygısıyla savunmak değil mi? Postmodern yöntemle, ‘gibi – mış gibi’ yaparak eleştiri de popülizm sayılmaz mı? Yani atı alan Üsküdar’ı geçtikten, artık bedeller ödendikten sonra bir konuda muhalif görünmek de popülizmdir. Popülizm sadece ‘halk yardakçılığı – ucuz halkçılık’ veya ‘kiç sanat’ değildir. Devlet ve tekellerin dalkavukluğunu yapmak da popülizmdir.

Bu gün popülizmin etimolojik açıklamasına, takiye ve postmodernizmi de eklemek gerekir. Her şey geçer, ‘anyway go-anything goes’ diyen Postmodern yazarlar bu katkıdan kesinlikle hicap duymayacaklardır. (AO/EK)

BU HABERİ PAYLAŞIN
Bookmark and Share

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN