SERDAR DEĞİRMENCİOĞLU'NDAN

İlhan Erdost’a Türküler Söyleyelim!

İlhan Erdost, 7 Kasım 1980'de Mamak'ta öldürüldü. O, Türküler ve Alaz'ın babasıydı. O, Gül Erdost'un "gülen gözlerinin içinde yaşadığı" İlhan'ıydı. O, ağabeyi Muzaffer Erdost'un ayrılmaz parçasıydı. O da, 12 Eylül öncesi ve sonrasında caniler tarafından öldürülen nice insan da bizim ayrılmaz parçamızdı. Onlardan ayrılmamız bizleri de öksüz, bizleri de kırık, bizleri de eksik bıraktı.

İstanbul - BİA Haber Merkezi
14 Kasım 2009, Cumartesi

İlhan Erdost, 7 Kasım 1980'de 12 Eylül'ün apoletli canilerinin emriyle, apoletsiz canilerin acımasız darbeleriyle Mamak'ta öldürüldü.

İlhan Erdost, Türküler ve Alaz'ın babasıydı. İlhan Erdost, Gül Erdost'un "gülen gözlerinin içinde yaşadığı" İlhan'ıydı. İlhan Erdost, ağabeyi Muzaffer Erdost'un ayrılmaz parçasıydı. Kimseleri incitmeyen İlhan Erdost ve onu sevenler, 7 Kasım 1980'de derinden incitildiler.

İlhan Erdost, ağabeyinin gözleri önünde öldürüldü. Muzaffer Erdost kimseleri incitmeyen kardeşinin adını da, çocuklarını da kendi adı ve çocukları gibi üstlendi. İlhan'ı kendi adına ve İlhan İlhan Kitabevi'nin adına işledi. İlhan'ın canına kıyılmasını ve 12 Eylül kabusunun ne demek olduğunu durmadan yazdı. Onun yazdıkları sayesinde, 12 Eylül'ün apoletli canilerinin insanlara neler yaptıklarını ve babasını yitiren çocukların neler yaşadıklarını daha iyi biliyoruz.

İlhan Erdost, acımasızca dövülürken "Artık dövmeyin, sabah kızımı göremedim" dedi. Ama caniler dinlemedi. İlhan Erdost, Türküler ve Alaz Erdost için hep 36 yaşında, hep kalın mı kalın, kara mı kara bıyıklı. Türküler'in anlatabildiği çok az anısı var; "Sadece küçük bir şey var babama ilişkin, belki yaşadım, belki de anlatılanlardan daha sonra yaşamışım gibi düşündüğüm bir şey... Komik bir şey ama... salondaki parkede gıcırdayan bir yer vardı. Ben orda zıplıyordum, babam kızdığında kaşlarını çatıp, 'haaa benim kızım ne yapıyor' gibi tepki verirdi. Tek anımsadığım şey o." Ama Türküler'in babasıyla çekilmiş fotoğrafları var. Kardeşi Alaz daha altı aylık bile olmadığı için onun Türküler gibi fotoğrafları, tek bir anısı da yok.

Bir çocuğun babasının elinden alınması  ne demektir anlamak için Muzaffer İlhan Erdost'un çalışmalarının belki de en kişiseli, en etkileyicisi İlhan İlhan'ı (Onur Yayınları, 1985) okumak gerek. Okumak ve anlatmak gerek ki, yüreği donanların yüreği çözülsün, bu adaletsizlikleri biraz olsun anlayabilsinler.

Türküler babasını  yitirdikten bir buçuk ay sonra annesiyle konuşuyor (Sayfa 216):

Babiş  kim?

Baban kızım.

İlhan mı?

İlhan ya kızım!

Babam şimdi nerde anne?

Uzakta kızım, çok uzakta!

İşi mi var babamın?

İşi var ya kızım!

Telefonu yok mu babamın?

Yok ya kızım!

Niye?

Yok işte kızım...

Muzaffer İlhan Erdost, 24 Nisan 1981'de kardeşine şu satırları yazıyor (s.216-217):

Canım kardeşim,

Ferda rahatsız olduğu için yatmak istedi. Türküler, yatmasını  istemiyor Ferda'nın. Yatınca da ağlıyor. Yatağa kapanıyor, hıçkırıyor. Bugün öğleden önce de annesine aynı  şeyi yaptı. Gül biraz başını yastığa koyacak oldu. Annesinin yatmasını istemedi. "Sen yatarsan, ben de meme emerim!" diye emziğini ağzına aldı. Sanıyorum, seni son akşam yatarken gördü, sabahleyin bulamadı. Şimdi sevdiği birini yatarken görünce bir daha bulamayacağı korkusu içersinde. Geçen gün saksının kıyısında küçük bir mantar bitmişti. Mantarı kopardı, oraya bıraktı. Birkaç saat sonra geldi, baktı, "Bu mantar niye kalmıyor" diye sordu. "Yatmış mı?" diye sordu, "Uyumuş da onun için mi kalkmıyor?" diye sordu. Bir süre kendi kendine oynadı. "Babası onu çok severmiş.." türküsünü söyledi. ... Akşam uykusundan sonra da, seni telefonla aradı. Bu kez, numaraları epey çevirdi. Konuşurken not aldım.

Ha.. Baba.. Ha..

...

Ha...  Baba...

...

İstersen buraya gel baba!

...

Gel baba...

...

'Var mı selam de'.. 'Var mı selam de' bana baba..

...

Ha.. ha..

...

Hadi güle güle..

...

Güle güle baba..

Seninle böyle konuştu. Yokluğun gözlerinde, gülüşünde, duruşunda, davranışlarında.

Gözlerinden, yanaklarından öpüyorum canım kardeşim.

Gül Erdost, 1 Şubat 1981'de İlhan'ına şu satırları  yazıyor (s.183):

Yalnız Seninle

Doyamadığım, kıyamadığım

Yavrularımın tanıyamadığı  babası

Eşim, arkadaşım, yoldaşım

Gülen gözlerinin içinde yaşadığım

Anam, babam, kardaşım

Sana yanık türkülerle örülü gülü

Gözyaşlarımla sulayıp getiriyorum

Günüme seninle, hüznünle, özleminle başlayıp

Gecemi öyle bitiriyorum

Şimdi yaşamım sensiz

Evimiz seni sevenlerle dolu,

Ben kimsesiz

Muzaffer İlhan Erdost, 2 Ocak 1981'de Türküler'in yaşadıklarını şiire döküyor (s.192-193):

Türküler Ezgisi

    Yüzün nerde baba nerde

    Bana tatlı  gülen

    Sesin nerde baba nerde

    Bana tatlı  kızım diyen

Hani İlhan var ya anne

Hani babam var ya anne

Şimdi nerede uzakta mı

Uzak nerde söyle anne

Bana babamı  bul hala

Bana babamı  bul amca

Telefonu var ya amca

Hadi bul babamı  bana

Alo baba, ha.. ha.. baba

Ben burdayım, Suları'yla

Nasıl iyi misin baba

Çok özledim seni baba

Alo baba, sen misin ha..

Parka gidelim mi baba

Ferda da var, Barışta da

İzin var mı parka baba

Ben burda yalnızım baba

Olsun ama, yalnızım ya

Hadi gel öğleden sonra

Bu sene hadi gel baba

Babamla konuştum amca

Biraz önce telefonda

İşi varmış biraz daha

Babamla konuştum hala

Bu kuru inciri anne

Babam mı  almıştı anne

Bana mı  almıştı anne

Üç ay önce mi almıştı

Bu sabah gelmiştir babam

Amcamlara gelmiş  anne

Çocukları seviyordur

Biliyorum, gelmiş  ama

Yarın gelir mi ki babam

Babam gelir mi ki anne

Gelecek mi babam amca

Bugün mü  gelecek hala

    Yüzün nerde baba nerde

    Bana tatlı  gülen

    Sesin nerde baba nerde

    Bana tatlı  kızım diyen

Muzaffer İlhan Erdost, 17 Haziran 1981'de babasını arayan iki çocuğun, kardeşini arayan bir ağabeyin şiirini şöyle yazmış (s.204-206):

Hasretle Gülüşüne

...

Nereye canım  çocuğum

Evlerin camına

Vurunca akşam güneşi kavuşmanın saatini

Beklediği kapıda

Merdivende

Balkonda

Türküler de sorar

Babam niye gelmiyor diye

Ben ne derim

Ben nasıl derim

Alaz da arar

Bozkırın sıcağından topladığın

Ekinlerin ince sesinden topladığın

Sığırcıkların ilkyaz sevincinden topladığın

Kedere vurulmuş  türkülerden topladığın

Gülüşlerini

İlhan Erdost için, kızları için başka şiirler de yazıldı. İşte o şiirlerde var, İlhan İlhan'da.

İlhan Erdost'lu Resimler

...

Duygulanmamak elde mi

Türküler'le çektirdiğin resmin önünde

O günkü  halin

Gitmez hiç  gözümün önünden

Nasıl sevinip güzellikler çıkarmıştın

Türküler'in kaşlarına yaktığım dizelerden

Türküler'in kaşları

Bir savrulup bir toplanan gökte

Turna alayları

Gayri Türküler'in kanadı  kırık

Dağılmış, toplanmıyor kaşları

...

Metin Demirtaş, Mart 1981 (s.132-133)

İlhan'a Ağıt

Sessiz bir kahramanı  iken kavgamızın

Cellâtlar elinde can veren

Gülünce kara bıyıkları  arasından

Denizde güneşli çakıl taşları gibi gülen

Canımız, yiğidimiz, İlhan'ımız

    Yaşıyor şimdi

    Türküler'in dilinde

    Alaz'ın bakışlarında

    Gül'ün ağıtlarında

Metin Demirtaş, Aralık 1980 (s.131)

İlhan Erdost, 7 Kasım 1980'de 12 Eylül Düzeni tarafından Mamak'ta öldürüldü. O, Türküler ve Alaz'ın babasıydı. O, Gül Erdost'un "gülen gözlerinin içinde yaşadığı" İlhan'ıydı. O, ağabeyi Muzaffer Erdost'un ayrılmaz parçasıydı. Ama İlhan Erdost da, 12 Eylül öncesi ve sonrasında caniler tarafından öldürülen nice insan da bizim ayrılmaz parçamızdı. Onlardan ayrılmamız bizleri de öksüz, bizleri de kırık, bizleri de eksik bıraktı.

İşte tam da bu nedenle, bugün İlhan Erdost'a türküler söyleyelim! Söyleyelim ki, çocuklar babasız, bu ülke sahipsiz, bu halk adaletsiz kalmasın.(SD/EÜ)

 

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN