Abisi PKK'yle çatışmalarda ölen bir arkadaşım "Her şeyden önce barışa ihtiyaç duyan canlılar olduğumuzu unutmamaya çabaladığını" söylüyor. Sosyolojide okuyan diğeri "Adımlar onur zedelememeli"; yakasında bayrak rozeti olan da "Her isteyen açılım yapamayız" deyiveriyor.
Mahmur mülteci kampından ve Kandil'den gelen, kimilerinin "barış elçisi", kimilerinin "terörist" dediği grupların Türkiye'ye girişiyle, insanların ne düşündüklerini yoğun olarak belli ettiği alanlardan biri de Facebook. AKP'nin başlattığı açılım sürecini destekleyen, barışın gerekliliğini savunan cılız sesler olsa da, yıllardır klişe haline gelmiş nefret sözleri, adeta sanal ortamı ele geçirmiş durumda.
80'lerin sonu 90'ların başında çocuk olmuş şimdinin üniversite gençleri "açılımı desteklemeyen" en az bir milyon kişi bulacaklarına iddiaya giriyorlar. İlkokuldan itibaren sıra arkadaşının başka bir etnik gruba mensup olma ihtimalinin bulunmadığı üzerine ant içirilen çocuklar olsak da biz, yine de şaşırıyorum barış dileklerinin bölücülük olarak algılanmasına. Ertesi gün üniversiteye gittiğimde soruyorum birkaç kişiye:
Ne düşünüyorsun Kürt açılımı ve gelen grupla ilgili? Ne yapılmalı, nasıl davranmalı sence?
Mühendislik Fakültesi 3. sınıf öğrencisi arkadaşım açılım sürecinde onu en çok rahatsız eden şeyin "DTP'nin bölgede kendini öne çıkarmak ve süreci kendi isteklerine göre yönlendirmek istemesi" olduğunu söylüyor ve bu konuda en çok eleştiriyi de grupların karşılanması sırasında DTP'lilerin yaptığı konuşmalara yöneltiyor. Ama Bahçeli ve Baykal'ın tutumlarını da fazla sert bulduğunu ve "eşitsizliğin ortadan kaldırılmasını destekleyen biri" olarak bu noktada AKP'ye kendini daha yakın hissettiğini ekliyor.
Aslen Malatyalı ve Kürt olan, Kürtçe isminin anlamı ceylan yavrusu anlamına gelen arkadaşım ise barış gruplarını karşılamaya gelenlerin, çatışmaların bitmesinden duydukları sevinci, barış için duydukları umutları göstermeye geldiklerini söylüyor. Kürtlerin sevinçlerini dahi hor görenlere kızgın. Asker yolcu edişlerin daha şenlikli ve yüksek sesli olduğunu hatırlatıyor.
Babası asker, abisi ise çatışmalarda ölmüş olan İzmirli bir arkadaşım, bu konuda tarafsız olamayacağını, babasının fikirlerinden etkilenmediğini, ancak abisi için duyduğu acının bitmeyeceğini anlattı.
Her şeye rağmen ve her şeyden önce barışa ihtiyaç duyan cinsten canlılar olduğumuzu unutmamak için çaba gösterdiğini, bu nedenle yer aldığı taraf adına gerekli fedakarlıklarda bulunacağını açık yüreklilikle belirtiyor.
İki tarafın da unutamayacakları acıların yaşanmış olduğunu dikkat çeken bu sefer sosyoloji bölümünden bir arkadaşım oluyor. Adımların daha temkinli, onur zedelemeyici olmasının gerekliliğinden söz ediyor ve ekliyor: "Bugün, Türkiye'de bu sorunların konuşulabilmesi dahi çok önemli bir gelişme, devamı gelmeli ve gelebilmesi için iki taraf da birbirine güven vermeli."
Masada oturanlardan birinin siyah ceketinin yakasına iliştirilmiş Türkiye bayrağı rozeti çarpıyor gözüme. Çekinerek soruyorum konu hakkındaki düşüncelerini.
"Vatan hainliğidir. Bu kadar" cevabını alıyorum.
"Peki, Kürtlerle eşit davranıldığını, ortada bir sorun olmadığını düşünüyorsun o zaman" diyecek oluyorum...
Ortada Kürt sorunu değil, PKK sorunu olduğunu söylüyor. Soruna çözüm getirmek gerekmez mi, ne önerirsin, diye soruyorum az sonra sorduğuma pişman olacağımı bilmeden.
"Soykırım. Başka çözüm yolu yok" diyor.
Ben ürkmüş ve donakalmışken karşısında o faşistlik yapmadığının altını çiziyor ve ekliyor:
"Kendini Türk hisseden, 'Ne mutlu Türk'üm' diyenleri kastetmiyorum. O PKK'lileri öldürmek gerek, benim askerime kurşun sıkan, Doğu'da öğretmenleri öldürüp cehalete yol açan PKK'lileri." Konuşmayı bir an önce sonlandırmak olsa da niyetim sormadan edemiyorum:
"Asimile etmek gerek Kürtleri yani? Kürtseler bile Türk mü hissetmeliler kendilerini hayatta kalabilmek için?"
Sorumu cevapsız bırakarak açılıma bu kez farklı bir noktadan bakıyor. Kürt açılımının Lazları, Çerkesleri de cesaretlendireceğini, aynı hakları onlara da "vermezsek", asıl ayrımcılığın bu olduğunu söylüyor ve üstüne basarak tekrarlıyor: "Burası Türkiye Cumhuriyeti, Türkiye Birleşik Devletleri değil, her isteyene açılım yapamayız."
Evrensel gazetesi foto muhabiri arkadaşım ise AKP'ye temkinli yaklaşılmasında ısrarlı, direktiflerin ABD'den geldiğini, kapitalizmin kurgulu barışının sorunları çözmeyeceğine inanıyor. Onun çözüm önerisinin ne olduğunu öğrenmek istiyorum. Sosyalistlerin açılım sürecinde daha aktif rol alması gerektiğine inanıyor. "Siyasette insancıllık, insan emeği ve aklı olmalı" dedikten sonra bunları sağlayabilecek olanların sosyalistler olduğunu belirtiyor.
Nefret etmenin ve dışlamanın öğretildiği, eşitlik, hak adalet söylemlerine yabancılaştırılan bir kuşak, her şeye rağmen, barışmayı öğrenmek gayretinde şimdi. Farklı hassasiyetler taşıyor olsa da her biri, çoğu sabırla beklenen barışının nihayet gelmesini umuyor içtenlikle. (EY/TK)

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.
BİZE ULAŞIN