ESRA öZKAN'DAN

Harvey Milk’in Yeniden Yazdığı Tarih

Gus Van Sant, son filmi Milk’te eşcinsel hakları savunucusu Harvey Milk’in hayatını anlatıyor. The Times of Harvey Milk adlı bir belgesele dayanan film, sonu itibariyle belgeselden ayrılırken, bugünün Amerika’sının “ümit, eylem ve değişim” rüzgârına dair de bir şeyler söylüyor.

İstanbul - Alt Yazı Sinema Dergisi
09 Mayıs 2009, Cumartesi

 

Gus Van Sant'ın son filmi Milk aktivist Harvey Milk'in New York'tan San Francisco'ya doğru çıktığı yolculukla başlayan ve cina­yetiyle sonlanan siyasi kariyerini anlatıyor. Film, 50'li ve 60'lı yıllarda eşcinselleri hedef alan baskıcı ve ayrımcı tutumu belgeleyen ga­zete kupürleri ve polislerin eşcinsel barlarına yaptıkları baskınları ve tutuklamaları gös­teren arşiv görüntüleriyle açılıyor.

Milk'in New York'ta kırkıncı doğum gününde bir metro is­tasyonunda daha sonra sevgilisi olacak Scott (James Franco) ile karşılaşmasını, ardından büyük bir sigorta şirketindeki işini, muhafa­zakâr ve apolitik hayatını geride bırakarak San Fransisko'ya doğru sevgilisiyle birlikte çıktık­ları yolculuğu, işçi sınıfı ağırlıklı bir Irlanda-Katolik mahallesi olan Castro'da açtıkları bir fotoğraf dükkânında başlayan ve daha sonra Castro mahallesine, San Fransisko'ya ve niha­yetinde Kaliforniya'ya yayılan eşcinsel müca­deleyi belgeleyen görüntüleri parçalar halinde izliyoruz.

Milk, yönetmenin daha önceki filmleri gibi sonu ölümle sonuçlanacağını baştan bildiği­miz bir yolculuğun hikâyesini kopuk ve do­lambaçlı bir anlatım tarzıyla, hikâyenin akı­şından ziyade görsel ve hissel dokuyu ön plana çıkararak anlatmaya başlıyor. Ancak seyirciye bir günlük okuyormuş ve bu günlük eşliğinde görüntüler seyrediyormuş izlenimi veren bu parçalı anlatım tarzı filmin ilk yarım saatin­den sonra yerini geleneksel bir tarza bırakı­yor. Filmin geri kalanında hikâyenin drama­tik etkisi ön plana çıkarılırken, buradan sonra olayların kronolojik çizgisini takip eden film, yönetmenin deneysel üslubunun aksine adeta verite tarzında ilerliyor ve neredeyse bir hare­ketin ve dönemin kaydını tutuyor.

Tarihin Akışını Değiştirmek

Gus Van Sant'ın son filmi Milk, Robert Epstein ve Richard Schiechen'in 1984 yılında yaptık­ları ve 'En İyi Belgesel' dalında Oscar alan efsanevi belgesel The Times of Harvey Milk'e ('Harvey Milk'in Dönemi') dayanıyor. Olayla­rın akışı itibariyle birbirinin neredeyse aynısı olan film ve belgesel, Harvey Milk'in hikâye­sini nasıl bitirdikleri noktasında birbirlerin­den ayrılıyor.

Gus Van Sant'ın filmi, Milk'in suikasti sonrasında sokaklara dökülen ama şiddete şiddetle cevap vermemeyi en yerinde tepki sayan binlerce insanın ellerinde mum­larla yaptıkları veda yürüyüşüyle bitiyor. Tıpkı Milk'in arzuladığı gibi, onu öldüren kurşun yüzlerce eşcinselin içinde saklandığı dolabın kapısını kırıyor. Daha önce güvensiz hisset­tikleri yollarda bu kez gururla ve omuz omuza yürüyorlar. Dramatik bir müzik eşliğinde su­nulan bu görüntüler tarihin akışının değişti­ğine dair inancımızı ve değişmeye devam ede­bileceğine dair ümidimizi pekiştiriyor. Milk'i öldüren White'ın yargı süreci ve sonrasında çı­kan şiddetli ayaklanma ekrandan bir-iki cüm­lelik özetler halinde geçiyor.

Dan White'ın yargılanması sıra­sında eski bir polis, dinine bağlı bir Katolik, Amerikan değerleriyle büyümüş ve yeni doğ­muş çocuğunu da bu değerlerle büyütmeye ça­lışan bir baba, finansal zorluklar ve aile so­rumlulukları yüzünden depresyon geçiren ve danışmanlar konseyinin kötüye gidişinden dolayı ümitsizliğe kapılan bir idealist olarak temsil edildiğini belgeselden öğreniyoruz.

Ta­rihe daha sonra 'Twinkie' savunması olarak geçecek olan ve White'ın yediği abur cubur gı­dalar yüzünden akli dengesinde bozulma ol­duğunu, cinayetleri de bu yüzden işlediğini id­dia eden savunma başarıya ulaşıyor. Eşcinsel­leri ve azınlıkları dışlayan jüri White'ı empatiyle karşılıyor ve içinde bulunduğu finansal, profesyonel ve psikolojik durumu göz önüne alarak cinayet yerine kasıtsız adam öldürmek­ten yargılayarak yalnızca beş seneye mahkûm ediyor.

Yargı süreci, Amerika'nın halen bir eşcin­selin öldürülmesinin kabullenilebilir olduğu ve beyaz orta sınıf aile değerlerinin her şeyin üzerinde olduğu bir yer olduğunu gösteriyor. Mahkeme kararının açıklanmasından bir gece sonra Beyaz Gece Ayaklanması ('White Night Riot') olarak bilinen ayaklanma gerçekleşir. On binlerce kişi sokaklarda ateşle yürür, po­lisle çatışmalar sırasında arabalar devrilir, dükkânların camları kırılır. Aslında hiçbir şeyin değişmemiş olduğunu ve beyaz orta sı­nıf Amerikan değerlerinin bir kez daha kazan­dığını gösteren yargı süreci binlerce eşcinseli kızgınlığa ve şiddete sürükler.

Belgeselde rö­portaj yapılan aktivistlerden birinin söylediği gibi, tarihin akışı bir kez daha değişmiş ve bir eşcinseli öldürmenin kabul edilebilir olduğu bir noktaya tekrar dönülmüştür. Milk'le de­ğişti sanılan tarih aslında Milk'e rağmen aynı kalmıştır. Milk'in başlattığı hareket eşcinsel­ler için tarihi bir dönüm noktası olmasına rağ­men mahkeme süreci aslında pek çok şeyin aynı kaldığını ve adaletin her zaman Ameri­kan orta sınıf değerlerinden yana olduğunu bir kez daha göz önüne sermiştir.

"Ümit, Eylem Ve Değişim"

Milk, yönetmenin önceki filmle­rinden farklı olarak, ana akımın kendilerine dayattığı yoldan yürümeyi reddetme cesareti gösteren, yolunu kolektif biçimde çizen müca­deleci ve inançlı bir gençliğin hikâyesini an­latıyor ve iyimser bir film olarak karşımıza çıkıyor. Lineer kronolojisi ve kusursuz anla­tımı filmin değişime dair güçlü bir iddiada bulunabilmesini mümkün kılıyor. Van Sant, adeta Harvey Milk'in peşinden giderek "yal­nızca ümit ederek yaşayamazsınız ama ümit olmadan hiç yaşayamazsınız," diyor.

Gus Van Sant, Harvey Milk'in hikâyesini, suikasti sonrasında yollara dökülen ve onu sessizce ve saygıyla uğurlayan binlerce insanın mumlar eşliğinde yürüyüşüyle bitirerek ümitli bir şekilde kapatıyor. White'ın yargı süreci sonrasında çıkan Beyaz Gece Ayaklanmasını Amerikan tarihinin en fazla şiddet içeren eş­cinsel yürüyüşü olduğu halde bir tek tutukla­manın olmadığı bir ayaklanma olarak filmin sonunda akan yazılarla sunarken de bu ümidi pekiştiriyor.

White'ın yargı süreci alternatif gençliğin Amerikan muhafazakâr yaşamına bir kez daha boyun eğmek zorunda kalışının kanıtı, Beyaz Gece Ayaklanmaları bu muha­fazakâr değerlerle savaşmaya devam etmeye hazır bir gençliğin isyanının ve kızgınlığının göstergesiydi. Van Sant, Dan White'ın yargı sürecini ve ayaklanmaları filmin dışında bıra­karak aslında ümitli değil karamsar bir mesaj veriyor ve yenilgiyi kabul etmiş, itaatkâr bir gençliğin portresini çiziyor. (EÖ/SÇ)

* Esra Özkan'ın aylık sinema dergisi Alt Yazı'nın Mayıs sayısında yayımlanan "Milk'in Yeniden Yazdığı Tarih" başlıklı yazısından kısaltarak yayınladık. Tamamını dergide okuyabilirsiniz.

 

 

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN