BASKIN ORAN'ın analizi

Ulusal Egemenlik ve Dış Müdahale: Nasıl Bilirsiniz?

Demokrasi zorla ihraç edilemez. "Ediyorum" diyen, emperyalizm yapıyordur. Ama az gelişmiş ülkede Batı’nın çağdaş değerlerini özümsemiş bir "ithalatçı" varsa, demokrasi ithal edilebilir. Egemenlik ve müdahale konusunda kafanızı karıştırabildim mi?

İstanbul - Agos gazetesi
19 Nisan 2008, Cumartesi

Nasıl bileceğiz; tabii ki birincisi başımızın tacıdır, ikincisi ise başımızın belası. Özellikle de herkesin "Avrupa Birliği (AB) müdahalesi egemenliğimizi ihlal ediyor" dediği şu sıralarda. Ama beyinlerin çok net ve aynı fikirde olduğu durumlar tehlikelidir. Galiba, kafalarımızın biraz karışmaya ihtiyacı var.

Ulus ve ulusal egemenlik nedir?

Ulus, bir ülkede "birlik ve beraberlik sağlama" projesinin adıdır. Ulusu oluşturmak için ülkedeki başat (dominant) etnik, dinsel, sınıfsal gruplardan biri Devlet’i temsilen üst-kimlik’i belirler ve başat olmayanlara yani alt-kimliklere empoze eder.

Yalnız, kendi alt-kimliğine saygı karşılığında bu üst-kimliği kabule (yani devlete itaate) hazır insanlar varken, bu işi zorla yapmak mümkün değildir. Yoksa "birlik" yapayım derken "teklik" yaparsın ve isyan çıkar. Devletin, ulusun içindeki alt-kimliklere saygı gösterdiği oranda toplumsal barış oluşur, göstermediği oranda da toplumsal çatışma.

Buradan egemenlik kavramına geçiyoruz. İki anlamı var:

  1. Dış anlamı: Diğer devletlerle eşitlik. Bunun ön koşulu bağımsızlıktır. Bağımsızlık, bir devletin egemenliğinin uluslararası planda yalnızca kendi iradesiyle (imzaladığı antlaşmalarla, vs.) sınırlanabilmesidir.

  2. İç anlamı: Ulusal egemenlik, toplumsal sadakatin sınıfa, hanedana, aşirete vs.’ye değil, yalnızca "ulus"a yönelmesi demektir.

Tamam da, hangi ulusa? Çünkü ulusal egemenlik, bağımsızlık kavramına sığınacak bir ulus-devletin içerdeki alt-kimlikleri "ezme lisansı" anlamına gelmez. Tam tersine, ancak alt-kimliklerin devlet tarafından ezilmediği oranda gerçekleşir. Tarihsel bakarsak: 19. yüzyılda "çoğunluğun iradesi" olarak tanımlanan demokrasinin 21. yüzyıldaki tanımı artık "alt-kimliklere saygı"dır.

Fakat azgelişmiş ülkelerde iç dinamik çok tembeldir ve bu yüzden 19. yüzyıla takılmış durumdadır. Böyle olunca, iki çözümden birini tercih etmek gerekir: Ya "Benim olsun, 19. yüzyıl olsun" denecektir veya ülkeyi Batı demokrasisiyle tetikleyip 21. yüzyıl tercih edilecektir.

Farkındaysanız, bu, ulusal egemenliğin iki anlamının birbiriyle çatışması demek. Çünkü dış anlam "bağımsızlık" adına dış müdahaleyi reddederken, iç anlam "toplumsal barış" adına demokratik müdahaleyi öngörüyor. "Başımızın belası" dediğimiz dış müdahale kavramı da işte böyle kafa karıştırıcı bir durumda devreye giriyor.

Dış müdahale nedir?

Tabii ki askeri müdahale "Meclis’ten dışarı" olduğu için cevap basit: Dış ülkelerin kendi düzenlerini bize önermesi. Örneğin Atatürk, Afgan Kralı Emanullah Han’a Türkiye’nin laik düzenini önermişti; hem de 1930’larda. O zaman, soruyu daha kışkırtıcı soralım: “Dış müdahale iyi bir şey mi, kötü bir şey mi?”

Buna, en Batıcı olanımız bile şöyle diyebilir: "Dış müdahalenin niyetine bağlıdır."

Oysa galiba burada müdahaleyi yapanın niyetinden başka şeyler daha önemli. Örneğin Cumhuriyet başlarken dış müdahale (azınlık hakları, vs.) Batı Avrupalı büyük devletlerin çıkarlarını yansıtıyordu. Ama çağdaşlaşmak isteyen Türkiye’nin yararına oldu. 12 Eylül’den sonra da aynı şey tekrarlandı.

O zaman özetleyelim. Bütün olay iki şeye bağlı:

  1. İç düzenin niteliği: Bu düzen demokratik mi, antidemokratik/baskıcı mı?

  2. Dış müdahalenin yönelimi: İç düzeni demokrasi yönünde mi etkiliyor, tersi yönde mi?

Bu soruların önemini izaha gerek yok sanırım. İçteki düzen antidemokratikse, demokratik yönde bir dış müdahale ulusun lehinedir. Ama şu sorular biraz daha izaha muhtaç:

  1. Dış müdahale demokrasi "ihraç" etmeye çabalıyor mu?

  2. İç düzende demokrasiyi “ithal”e yönelmiş bir unsur var mı?

Çünkü demokrasi zorla ihraç edilemez. İhraç ediyorum diyen, açıkça emperyalizm yapıyordur; aynen bugün Irak’taki Amerika Birleşik Devletleri (ABD) gibi. Ama az gelişmiş ülkede Batı’nın çağdaş değerlerini özümsemiş bir "ithalatçı" varsa, demokrasi bal gibi ithal edilir. Düşünün isterseniz: Kemalizm 1920’lerde bu ithalatı yapmamış olsaydı biz şu anda sokaklarda hâlâ "Kadınlara oy hakkı!" diye yürüyor olabilirdik. Aman, "Yaşanmamış bir tecrübeyi ithal iyi sonuç verir mi!" demeyin. Tabii ki ağrılı olur ve oluyor. Alternatifini düşünün, yeter.

Acaba bütün bunlar ulusal egemenlik ve dış müdahale konusunda kafanızı karıştırmaya yardımcı olabildi mi? "Evet" derseniz nasıl mutlu olacağım bilemezsiniz. (BO/GG)

* Baskın Oran'ın makalesi, 18 Nisan 2008 tarihli Agos Gazetesinde yayınlandı.

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN