ENGİN ERKİNER'DEN

Taliban, NATO ve Almanya'daki İstifalar

Silahlı Kuvvetler'in içerde ve dışarıda Kürtlere karşı yaptığı operasyonlarda çok sayıda sivil hayatını kaybetmişti, ama bırakın sorumluların istifa etmesini, böyle bir çağrı yapan da olmamıştı.

Frankfurt - BİA Haber Merkezi
02 Aralık 2009, Çarşamba

Afganistan'da özellikle ülkemizde pek dikkat çekmeyen bir savaş sürüyor. Taliban adlı  değişik güçlerin koalisyonu, NATO'ya karşı savaşıyor. Afganistan'daki en aktif askerler Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İngiliz ordusundan... Bunların ardından Almanya geliyor...

Afganistan'da her ay 20-30 kadar ABD askeri öldürülüyor. Bunlar bizim basınımızda yer almıyor. Afganistan'daki savaş, genelde NATO özelde ise ABD tarafından kaybedilmek üzere... Bu gerçeği bir İngiliz generali de ifade etmişti: "Bu savaşı kazanmamız mümkün değil. Taliban'la konuşmalıyız..."

Taliban ile konuşmak, onu bir güç olarak tanımak, aslında yenilgiyi kabul etmekten başka bir şey değil... ABD, Irak'tan çekiliyor ve daha çok askeri Afganistan'a göndermeyi planlıyor...

Ek olarak başta Almanya olmak üzere müttefiklerini Afganistan'a daha fazla asker göndermeleri için zorluyor. Bunların arasında Türkiye de var. Almanya için Afganistan savaşı bir çeşit dönüm noktasıdır. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya'nın hava kuvvetleriyle ilk kez savaşa katılması 1990'daki Yugoslavya savaşında oldu. Kara ordusunun Afganistan'da savaşa gönderilmesi ise bunu izleyen adım oldu.

Dönemin sosyal demokrat SPD'li Savunma Bakanı Peter Struck, "Almanya'nın savunması Hindukuş dağlarında başlar" diyerek asıl amacın ne olduğunu ortaya koymuştu: Orta Asya'nın denetimi ve yapılması muhtemel yeni enerji nakil hatları için Afganistan'ın denetimi şarttır.

Almanya politika sahnesinde sarsıntı yaratan istifaları bu arka plan üzerinde düşünmek gerekir. 4 Eylül günü Alman savaş uçakları Taliban'a saldırıyoruz diye kaçırılan iki petrol tankerini bombaladı ve 142 sivil öldü. Genelkurmay Başkanlığı  ve ardından da dönemin Savunma Bakanı Franz Josef Jung sivillerin de öldüğünü  önce kabul etmedi. Bu arada genel seçim yapıldı ve Jung yeni kabinede Çalışma Bakanı oldu. Ancak konu kapanmadı. Bombardıman sonucu çok sayıda sivilin de öldüğü ortaya çıkınca ilk istifalar orduda başladı: Önce ordu başmüfettişi ardından da Savunma Bakanlığı Müsteşarı istifa ettiler.

Jung ise, Savunma Bakanı  olduğu dönemde sivillerin öldüğünü bilmesine rağmen kamuoyuna ve Federal Meclis'e yanlış bilgi verdiği için sonunda istifa etmek zorunda kaldı.

Buradan Türkiye'ye gelirsek, burada böyle şeyler neden olmaz?

Silahlı Kuvvetler'in içerde ve dışarıda Kürtlere karşı yaptığı operasyonlarda çok sayıda sivil hayatını kaybetmişti, ama bırakın sorumluların istifa etmesini, böyle bir çağrı yapan da olmamıştı.

Konu sadece orduyla ilgili değil, her alanda durum böyle...

Almanya'da seçimde başarısız olan bir parti başkanının ilk işi istifa etmektir.

Kendisine gerekçe bulmaz, sorumluluğu üzerine alır ve istifa eder. Onun istifasıyla birlikte partinin yönetici ekibi de önemli oranda değişir.

Türkiye'de böyle şeyler olmaz...

Sorumluluğu üstlenebilmek ve çekilebilmek genel bir toplumsal zihniyettir. Bazen şu alanda görünür bazen başka bir alanda... Arkasında kişisel sorumluluktan önce genel bir toplumsal anlayış yatar.

Bu anlayış şudur: Burası  bir kurallar ve performans toplumudur. Kurallara uyarak iyi bir performans gösterirsen, yükselirsin, ya da orada duramazsın.

Kurallara uymuyorsan ya da performansın kötüyse, seni hiç kimse kurtaramaz. Başbakan Merkel, Jung'un istifa etmemesini istemişti, ama olmadı. Japonya, Fransa, Portekiz ve başka birçok ülkeden benzer örnekler verilebilir.

Bu olay, kapitalizmimizi anlamamız için önemlidir. Türkiye'deki kurallar gevşek veya kaptıkaçtı ya da çapulcu kapitalizmine giriyor. Buradakinden daha kuralsız kapitalizmler de var... Anlaşılması gereken şudur: Kapitalizm sadece sömürü ve baskı değildir. Bunun yanında ekip çalışmasına ve performansa dayalı katı kuralları olan bir örgütlenme de vardır.

Bu kapitalizmde de eş-dost ilişkisi, arkadaşlık bağları bulunur. Ve bu ilişki ağının -network- yapılan işlerde etkisi de vardır. Ne ki, bu etki bizdekine göre hayli geridedir. Ekip çalışmasına değil de kendilerini alternatifsiz kılmak için ellerinden geleni yapan sözde kahramanlara dayanırsan, performansın ne kadar kötü olursa olsun yukarıda kalırsan, kapitalizmle başa çıkamazsın.

Aslında tarihimiz boyunca sadece bizdeki kapitalizmle baş başa kalabilseydik, işimiz daha kolay olurdu. Ama böyle olmadı ve olmayacak da...(EE/EÜ)

 

BU HABERİ PAYLAŞIN
Bookmark and Share
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
İLGİLİ bianet HABERLERİ
ANAHTAR SÖZCÜKLER

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN