DENİZ ŞAHİNALP'TAN

Avatar: Yüzyıllardır Süre Gelen Bir Hikaye

Avatar, soykırıma uğramış eski dünya kabilelerinin dilini kullanarak bize yok sayılan ya da yok edilen yaşayış biçimlerini bambaşka bir pencereden gösteriyor. "Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen birşey olduğunu anlayacak."

İstanbul - BİA Haber Merkezi
26 Aralık 2009, Cumartesi

Ne zaman 3D teknolojisiyle çekilmiş bir film vizyona girse, belirli bir önyargıyla konusunu okurum. Genelde bu filmlere çekingen yaklaşmamın sebebi, üç boyutlu bir film çekmek için senaryonun iyi oluşturulmadığı, dişe dokunur bir hikayesi olmayan, bol efektli olay örüntülerinin film adı altında sinemaya akarıldığına dair düşüncemdi.

Sualtı güzelliklerini ya da uzayda yolculuğu konu alan durağan belgeseller bir yana,  "Son Durak" gibi biçimin içeriğe galip geldiği, anlamsız heyecanların yaratıldığı üç boyutlu filmlerin yaygınlaşacağına dair bir inanç taşıyordum. Ta ki "Avatar'ı izleyinceye kadar... Üç boyutlu olması bir yana, Avatar bana beklediğimden çok daha fazlasını sundu. Teknolojinin tüm imkanlarını kullanarak çekilen bu filmde ilginç olan, "insan" olmanın sorgulanmasıydı.

Avatar 2154 yılında dünyada 4.4 ışık yılı uzaklıkta Pandora gezegeninde geçiyor. Klasik uzaylı filmlerinin tersine, bu sefer insanlık istilacı rolünde, Pandora gezeninde bulunan çok değerli bir madeni ele geçirmeye çalışıyor. Gezegendeki rengarenk bitki örtüsü, dev ağaçlar, havada asılı kayalıklar, gece ışıl ışıl yanan yapraklarla, Pandora bir masal diyarını andırıyor. Gezegende Navi denilen başka bir ırk yaşıyor. Mavi derili, 3, 3.5 metre boyunda, şamanist geleneklere sahip kabile halinde yaşayan Naviler tam da Amerikalıların kaynaklarını ele geçirmek istediği bölgenin üzerine evlerini kurmuşlar.

Genç ve yarı sakat asker Jake Sully, insan ve Navi DNA'sının karışımıyla ortaya çıkan Avatar bedenine bürünerek Naviler arasına casusluk yapmak için karışıyor. Fakat orada farklı macerlar yaşadıkça, Naviler arasında  geçirdiği zamanla gerçek hayatı birbirine karıştırıyor. Güzel öğretmeni, savaşçı Neytiri'ye duyduğu aşk ile Pandora'ya daha çok bağlanıyor.  Ancak  insanların orda bulunma sebebi ve anlaşmanın sağlanamaması yüzünden savaş kaçınılmaz hale geliyor.

İnsanlığın her şeye üstün olduğuna dair inancı sorgulatacak savaş karşıtı bir yapım olarak Avatar'ın büyük oynadığını söyleyebiliriz.

İnsan, bugün doğal kaynakları dilediği gibi kullanan, kendi çıkarını her şeyin üzerinde tutan, kendi egosu  uğruna bitmek bilmeyen savaşlara giren bir varlık. Daha da kötüsü, Robinson Crusoe vari bir kararlılıkla kendi yaşam biçiminin en iyisi olduğuna inanmış ve yüz yıllardır bunu "ötekilere" benimsetmeye çalışıyor. Aslında insanlık tarihi Avatar benzeri hikayelerle dolu. Bu açıdan filmin bildik bir hikayeyi masal gözlükleriyle, daha yenilir yutulur şekilde anlattığını söyleyebiliriz. İnsanlığın geçirdiği "evrimi" anlamak için , Ece Ayhan'ın "Tarihe bakarsanız anlarsınız" sözüne kulak vermek yeterli.

Çok uzaklarda geçen bu sömürgecilik hikayesine insanlık olarak hiç de yabancı değiliz.  Güçlü insanın, kendine benzemeyene karşı tepkisi yüz yıllardır aynı oldu. Amerikalılar kızılderililerin derilerini yüzerken, İspanyollar Güney Amerka'daki koskoca medeniyetleri yok ederken, Avusturalya'da  Aborjinler'e yönelik  soykırımlarda kopan çığlıklar, insanlarla savaş halindeki Navilerin haykırışlarından farklı değil.  İnsanlar, yollarından çekilsinler diye onlara "medeniyet" getirmeye hazırlar ama Navilerin insanlardan istediği hiç bir şey yok. Bir çok insanın onlarsız  yaşamayacağını düşündüğü diet kola, kot pantolon ya da playstation'a ihtiyaçları yok.  Eğer anlaşma yapmaya razı gelmiyorlarsa, o zaman Albay Miles Quaritch (Stephen Lang) demesiyle bu işi "insanca" bir şekilde halledeceklerdir.

"Beyaz Adam" tarafından insan yerine koyulmayan sömürge halklarının da Beyaz Adamın onlara zorla verdiklerine ihtiyacı yoktu. Şu anda da, o halklardan geriye kalanlar, tüketim nesneleriyle çevrilmiş bir halde yaşamaya çalışıyorlar. Her tüketim biçimi bir gösteriş ve üstünlük ritüeline dönüşmüş durumda.  Sınırsızca tüketmeye yönlendirildiğimiz dünyada teşekkür etmeyi, doğanın bize sunduklarına minnet duymayı, ihtiyacımız kadar olanı almayı Navilerden öğreniyoruz.

Avatar, soykırıma uğramış eski dünya kabilelerinin dilini kullanarak bize yok sayılan ya da yok edilen yaşayış biçimlerini bambaşka bir pencereden gösteriyor.  "Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen birşey olduğunu anlayacak." Bu kızılderili atasözüne bakılırsa, insan olma şerefine erişmiş Beyaz Adam onların tahmin ettiğinden çok daha fazla aç gözlü.(DŞ/EÜ)

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN