Ertuğrul Cenk Gürcan kapitalizmin terminal noktasındaki bir kadının öyküsünü anlatan "Kasiyer Bir Kadının Sıkınıtları"nı, "Batı'ya Duyulan Nefret"i, dergiler "Politis", "Alternatives Economiques" ve "68'in Sineması" DVD setini inceliyor.
Marketten satın almak istediğiniz bir ürünü kasadan geçirirken kasiyerin neler hissettiğini hiç düşündünüz mü ? Kasiyer; satın aldığımız bir şey, sorduğumuz bir soru ya da söylediğimiz bir söz nedeniyle hakkımızda neler düşünür ? Buna benzer sorular bir kerecik olsun aklınızdan geçtiyse, “Kasiyer Bir Kadının Sıkıntıları” başlıklı kitap ilginizi çekebilir. Öğrenci harçlığını çıkarmak için bir markette kasiyerlik yapan ve işsizlik nedeniyle kasiyerliğe üniversiteyi bitirdikten sonra da devam eden 28 yaşındaki Anna Sam’in günlüklerinden oluşan kitap, kapitalist alışveriş sürecinin kasiyerlerde ne gibi izler bıraktığını; günümüz “tüketim dünyasında” bazıları için en önemli eğlence etkinliği olan alışverişin, başkaları için nasıl bir kâbusa dönüşebileceğini ortaya koyuyor.
Kitap, kasiyer bir kadının gözünden, kasiyer kadından kaçırılan gözlerin anlamını sorguluyor. En iyi ihtimalle “bir makine” olarak görülen kasiyerlerin hislerine tercüman olan kitap, pazar günleri çalışmayı hiçbir zaman kabul etmeyecek insanların pazar günü çalışmaya mahkûm bir kadını nasıl “yok sayabildiklerini” de gözler önüne seriyor.
Kapitalizmin “terminal” noktasında yer alan bir kadının durumundan günümüz sosyal ve ekonomik ilişkilerinin niteliğine dair çok sayıda ipucu çıkarılabilir. “Kasiyer Bir Kadının Sıkıntıları”, sosyal ve ekonomik ilişkilerde her gün deneyimlediğimiz sıkıntıların anlaşılması bakımından da ilginç bir kitap olabilir.
Les Tribulations d’une Cassière, Anna Sam, Stock Éditions, 2008, 190 sf.
Ziegler, geçtiğimiz aylarda Albin Michel yayınlarından çıkan 304 sayfalık dikkat çekici kitabında, dünyanın pek çok bölgesinde “Batı” olarak adlandırılan şeye duyulan nefretin ve öfkenin kökenine inmeye çalışıyor. “Batı” kavramına duyulan nefreti uluslararası finans mekanizmaları, ekonomik emperyalizmin sömürgeci yönü gibi nedenler üzerinden inceleyen Ziegler, Güney’in Kuzey’e karşı duyduğu öfkeyi aydınlatmaya çalışıyor. Batı’ya duyulan nefretin üç kaynaktan beslendiğini düşünen Ziegler, bunları kitabın ilgili bölümlerinde şu şekilde inceliyor:
Bu bağlamda, Nijerya ve Bolivya gibi ülkeler üzerinden nefretin izini sürmeye çalışan Ziegler, bu nefretin, yerlilere dönük olumlu bir yaklaşımı beslemekle birlikte, kimliklere dayanan çatışmaları tetiklediğini ve evrenselci söylemleri tehlikeye attığını da ortaya koyuyor. Ziegler’in zihnimize kazıdığı sorular ise çarpıcı: Batı’yı nasıl sorumluluk sahibi yapmalı ? Güney’in nefretini nasıl ortadan kaldırmalı ? Diyalog hangi koşullarda kurulabilir ?
Bu ve daha birçok soru bakımından doyurucu yanıtlara ulaşabilmenin ilk adımlarından biri, Ziegler’in kitabını okumaktan geçiyor olabilir.
La Haine de l’Occident, Albine Michel Éditions, 2008, 304 sf.
Haftalık dergi “Politis”in seri-dışı iki aylık sayısı (ekim-kasım) önemli bir konuya el atıyor. “Başka bir dünya için hangi çözümler ?” başlığını taşıyan sayıda, adı üstünde, başka bir dünyanın nasıl mümkün olabileceği meselesi ele alınıyor. Derginin İnternet sitesinde vurgulandığı gibi, “bir kıtadan diğerine, performansları büyümeye göre ölçtüğümüz bir dünyada, iklimsel altüst oluşlarla ve temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarının artışıyla karşı karşıyayız. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nde yöneticilik yapan birinin dile getirdiği gibi, "insanlık, dünya ölçeğinde, etkileri önümüzdeki 40 yılda artacak olan acil bir durum karşısındadır."
Dayanışmacı bir ekonomiye dayanan sosyal ekoloji, bu ekolojik ve mali krize nasıl yanıt verebilir? Yaşam biçimine ilişkin bir değişikliğin yolu nereden geçer? Ve sınırsız bir büyüme toplumundan çıkmayı mümkün kılacak yurttaş inisiyatifleri nelerdir?”
Politis’in bu sayısı, birçok uzmanın başka bir dünyanın nasıl kurulabileceğine ilişkin analiz ve önerileri çerçevesinde, “ekonomik göstergeler, eğitim, göçmenler, doğal kaynaklar ve yaşam biçimlerine ilişkin düşünce temaları etrafında” tam da bu sorulara yanıt arıyor.
Aylık dergi “Alternative Economiques”in “Pratiques” altbaşlıklı serisinin kasım sayısında ekonomi tarihinin önemli anları inceleniyor. Ekonomiye yön veren 38 tarihin incelendiği sayıda, söz konusu tarihsel dönüşüm anlarında karşımıza çıkan pratikler, aktörler, kurumlar, yenilikler ve sistemler ele alınıyor.
Dergide incelenen 38 tarih şu üstbaşlıklardan oluşuyor:
Bu başlıklar altına yerleştirilen olaylar bağlamında, neolitik devrimden Avrupa tarım devrimine, Fordizmin keşfinden Bretton Woods sistemine, ilk petrol şokundan SSCB ve yeni Rusya’ya kadar ekonomi tarihinde yaşanan pek çok önemli dönüşüm değerlendiriliyor. Öte yandan, bu dönüşümlerin sadece ekonomik sonuçlar doğurmakla sınırlı kalmadığını, siyasi ve sosyal düzenin de onlara göre belirlendiğini ve dönüştüğünü söylemeye gerek yok. Zira Gérard Vindt’in belirttiği gibi, “mekânsal boyutları kadar zamansal boyutları itibariyle de ekonomi insan yapımı bir şeydir. Toplumlar mekânlarını inşa ettikleri gibi ekonomilerini de yüzyıllar boyunca inşa etmişlerdir. Ekonomik alanda, açıkça en spontane bir nitelik taşıyan pazarlar bile aslında inşa edilmişlerdir ve değiştirilebilir, yeniden inşa edilebilirler. Ekonomi –liberal kapitalizm dahil– belli bir tarihe sahiptir ve sadece tek bir tarihle son bulmaz.” Dolayısıyla, bugünün olduğu kadar yarının tarihini anlamak için de, derginin kasım sayısını okumak faydalı olabilir:
“68’in Sineması” başlıklı DVD seti, geçtiğimiz aylarda Editions Montparnasse’tan çıktı. Dört DVD’lik bu set, 68 hareketinin sinematografik bir arşivi niteliği taşıyor. DVD setinde yer alan bölümler şunlar:
1. Bölüm: 1967-1968. Rüzgar Esmeye Başlıyor
2. Bölüm: Endüstride İlk Grevler
3. Bölüm: Paris’te 68 Mayısı. Patlama
4. Bölüm: İşgal Grevleri (işçiler açısından)
5. Bölüm: Köylüler Açısından
6. Bölüm: 68 Haziranı ya da düzene geri dönüş
Bu çerçevede kapsamlı bir şekilde ele alınan 68 hareketini sinemasal bir kurguyla izlemek ilgi çekici olabilir. (ECG/TK)

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.
BİZE ULAŞIN